"Alaaddin'in Sihirli Lambası" Masalının Felsefesi

"Alaaddin'in Sihirli Lambası" Masalının Felsefesi 15Eki

"Alaaddin'in Sihirli Lambası" Masalının Felsefesi

Masalımız, “Alaaddin adında oğlu olan dul bir kadın varmış ve bunlar çok yoksulmuş” diye başlar. Burada Alaaddin ve annesi evrimleşme yolundaki insanı temsil etmektedirler. Hayatlarının sıkıntı ve yoksulluk içinde geçmesi ise; hayatlarının önemli bir bölümünün negatiflikle geçiyor oluşunu anlatıyor. Alaaddin’in bir gün hurma toplarken garip bir yabancıyla karşılaşması ise; insanların bir mesajla karşılaşmasını ve yaşamı boyunca herkesin, her an hayatına yön verebilecek mesajlarla karşılaşabileceğini anlatıyor. İyi giyimli, sakallı adamın başındaki sarıkta parlak bir safir taşının olması ve gözlerinin simsiyah olması ise: insan negatiflik içindeyken bile görmeyi bilmeli ve mesajları alabilmelidir. Safir taşı; içsel görmeyi, adamın başındaki sarık ise yedinci çakranın koruma altına alınışını sembolize etmektedir. Evrenle ilişki asla durdurulmamalıdır.

Masaldaki adam Alaaddin’e “gümüş bir para kazanmak ister misin” diye sorar ve Alaaddin hayretle “böyle bir şeyi kazanmak için herşeyi yaparım” der.Gümüş para enerji çalışmalarına birden bire çok yüksekten başlanılamıyacağını sembolize ediyor. Onun için masalda altın para değilde, gümüş para geçiyor. Anlatılmak istenen sabırla davranabilmektir. Adam bilinçaltına inemiyor. Saf ve temiz bir enerji olması lazım. Çocuk ise saf enerjisiyle inebiliyor. Adam “ senden birşey istemiyorum, sadece benim sığamadığım şu delikten aşağı in” derken bunu ifade etmek istiyor.

“Alaaddin, adamın yerdeki ağır taşı kaldırmasına yardım ettikten sonra daracık delikten zorlanmadan geçmiş, içeride daracık bir merdiven bulmuş ve dikkatlice merdivenin basamaklarından inmiş. Aşağısı parlak taşlarla dolu büyük bir mağaraymış” Burada Aladdin’in bilincinin derinliklerine dikkatlice ve kademe kademe inişi anlatılıyor. İne ine herşeyden soyutlanmış bilinçaltına iniyor. Bilinçaltında eskiden kalma bilgi ve pozitiflikler var.

“Alaaddin’in gözleri bu yarı aydınlık ortama alışınca, çevresinde olağanüstü bir manzara olduğunu farketmiş. Altın testiler ve içlerinde değerli taşlar bulunan mücevher kutularıyla doluymuş. Karşısında gerçek bir hazine varmış.” Burada insanın benliğinin güzelliklerle dolu olduğu anlatılıyor. Bu güzellikler mücevherlerden daha değerli ama masalın anlatıldığı zamanlarda dünyada zenginlik ancak mücevherle anlatılabildiği için bu dil kullanılıyor.

“Alaaddin, mağaradaki bulduğun lambayı söndür ve bana sadece onu getir diyen adamın bir büyücü olduğunu düşünür.” Burada bize güzel mesajlar ve yardımlar gelebilir, ama bizim enerjimizi de çalabilirler. Burada yazımın başında da bahsettiğim mutuan denilen varlıklardan bahsediliyor. Bunlar insanın içindeki ışığı çalabilirler. “Büyücü lambayı bana ver der ve elini uzatır, lambayı hemen ister. Alaaddin önce dışarı çıkmak istiyorum deyince, Alaaddin’in girdiği o ince ve dar deliği kapatır ve bu sırada parmağındaki yüzüğün fırlayıp yere düştüğünü farketmez. Alaaddin yüzüğü yerde farkedip parmağına takar takmaz mağara gürültüyle aydınlanır ve Alaaddin’in önünde beliren pembe bulutun içinden bir cin çıkar ve dile benden ne dilersin der.” Büyücünün aşağı düşen yüzüğü; insanın içinde biraz da olsa kalmış olan pozitif gücü temsil eder. Yüzüğün parmaya takılması ise adamdaki pozitif gücün cocuğa geçmesini gösteriyor ve böylece cocuğun gücü artıyor. Güç arttığında sevgi doğuyor. Pembe bulut onu gösteriyor. Cin ise; sevginin meydana getirdiği bir lütuftur. Sevgi ortaya cıkabilmek için güç istiyor. İki pozitiflik birleşince sevgi ortaya çıkıyor. Sevgiyi kendimize köle yaptığımızda ya da elde ettiğimizde yapamıyacağımız hiçbirşey yoktur. Sevgi başlı başına bir semboldur. Yüzük; negatif bir ortamda olsan bile buradan sana faydalı olabilecek mesajı al, gözünü aç, bilinçaltına in bulduğun ortamda almış olduğun mesajla çalışmalara başla, bazen negatifliğinde bize bir faydası olabilir. Yüzük negatiflikteki pozitifliği temsil ediyor.

“Alaaddin ve annesi sihirli lamba sayesinde çok mutlu olmuşlar. Lamba sayesinde her istedikleri yerine geliyormuş yoksulluk günleri geride kalmış. Zamanla Alaaddin büyümüş, uzun boylu ve yakışıklı bir genç olmuş. Annesi oğlunun iyi bir kızla evlenip yuva kurmasını istiyormuş.” Alaaddin’in büyümesi; içindeki özünü keşfetmesi ile evrimleşmesini ifade etmektedir. Evlenmek istemesi ise; evriminde farklı bir boyuta geçme isteğini sembolize ediyor.

“Alaaddin birgün sultanın kızını görüyor ve ona aşık oluyor. Eve gidince olanları annnesine anlatır, annesi ertesi gün içi eşsiz mucevherlerle dolu bir kutu hazırlar ve bu kutuyu saraya sultana götürerek kızını ister” Sultanın kızı yüksek evrimi ve sirius bilgilerini temsil ediyor. Sultan ise kızından daha yüksek bir varlığı temsil ediyor. Sultana verilen mücevherler ise Alaaddin’in ışığını temsil ediyor.

“Alaaddin’in annesinin sultana geliş nedeni anlaşılınca, sultanın kızı ile evlenme hayali kuran vezir Sultanı etkileyecek şeyler söyler ve Alaaddin’in annesine oğlunun zenginliğini ve gücünü gösteren bir armağanla huzura çıkması gerektiğini söyler ve Sultan da: oğlun kızımla evlenmek istiyorsa yarın bana kırk köle yollasın, her köle içi değerli taşlarla dolu küpler taşısın ve değerli hediyeleri korumak için peşlerinden kırk asker gelsinler” der. Burada sultan kendisi gibi ışıksal varlık olabilecek kişilere belirli sınavlar koyuyor. Vezir ise karanlığı ifade ediyor. Bir insan ışıksal bir varlık bile olsa düşüşler yaşayıp negatifliğe kayabilir. Işıksal varlığa yakın bir kişi bağını negatiflikle birleştirdiğinde kendini toparlayamıyor. Masallarda 40 rakamı ile çok karşılaşacağız. Bu masaldaki kırk asker; kırkıncı boyutu sembolize ediyor. Kırkıncı boyutta erkek ve kadın enerjisinin bir araya getirdiği muhteşem bir enerji var. Kırkıncı boyutta direkt bütüne geçebiliyorsun. Sultan da büyük bir enerjiye sahip ama onun da ötesinde bir enerji var. Sultan da kırkıncı boyutun enerjisini görmek istiyor. Kırkıncı boyutun olabileceğini bu kadar görmüşken bile insanların ayağı kayabiliyor.

“Alaaddin’in inanılmaz şansı ve zenginliğini duymayan kalmamış. Birgün Alaaddin’in sarayının penceresi altında garip bir satıcı belirmiş, satıcı prensese eski lambalar alırım diye seslenmiş . Alaaddin’in zenginliğinin sırrını sadece annesi biliyormuş; o da kimseye söylememiş. Sultanın Alaaddin’le evlenen kızı bu konuda birşey bilmiyormuş. Eski lambayı bu yeni lambalardan birisi ile değiştirirse Alaaddin’in sevineceğini düşünmüş. Ama lamba satıcının eline geçince Alaaddin’in hiç gücü kalmamış.” Lambanın Alaaddin’in eşi tarafından eskiciye verilmesi; Eğer ışıklaşmış bir varlıksanız bu etrafın dikkatini çekebilir. İnsanlar kendileri gibi hata yapanları görünce daha kolay benimsiyorlar. Önce elindekileri kaybettirip sonra onu buluyorlar.

İnsanın evrimi çok yükseldiği zaman iş inceliyor. Basit bir hareketiniz bile bunu yok edebilir. Sizdeki gelişimi içinizdeki lamba sağlar ama yine lamba yok edebilir. Alaaddin’in lambasına yeniden kavuşup ülkesine geri dönmesi ise; İçine geri dönmesini anlatır. Masal insanın yedi evrimini de kapsamaktadır.

Masallar insanlara hep birşeyler anlatmak isterler. Alaaddin’in sihirli lambası masalı da bize üç tane mesajı iletmek istemektedir. İnsanın iç düzeninin neler yapabileceğini... Bütünle bir olabilmenin en önemli yolu, bizim enerjimizi hissetmemizi sağlayan bir araç lamba... Sevgi, gerçek anlamdaki bir sevgi çok hızlı bir şekilde yol aldırıyor insana. Lamba; İçimizdeki sihir ve mucize dediğimiz o muhteşem başarma gücünü temsil ediyor. Bizim içimizdeki o muhteşem enerjiyi anlatıyor.

Egolarımızdan soyutlanıp içimizdeki ışığa, öze inebilirsek herşeyi yapabiliriz. Masalda anlatılan uçan saray; İnsanın beyninin tamamını ya da özündeki enerjisini kullandığında neler yapabileceğini anlatmak istenen bir uç örnektir.İnsanların çoğu kendilerini sevmiyorlar, sevmedikleri için de çoğu şeyi başaramıyorlar. Evet masal burada bitiyor, bilmiyorum sizin ufkunuzun açısında ne kadarlık bir görüş alanı açabildim. Masala bir parça farklı bakmaya çalıştım, biraz uzun oldu ama bu kısaltabildiğimin en iyiysiydi. Umarım okurken sizleri sıkmamışımdır.